MUHABİR: İyi akşamlar Ekin Gündem programından herkese merhabalar. Hazırlamış olduğumuz Ekin Gündemin bu akşamki konuğu duruşuyla, yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla, yazdıkları kitaplarla Türk ve dünya kamuoyuna mal olmuş ünlü Adnan Oktar Beyefendi. Efendim hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim, sizlerde hoş geldiniz.
MUHABİR: Nasılsınız efendim?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, sizlerde iyisiniz?
MUHABİR: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Bu soğuk kış gününde, bizi sıcak bir şekilde karşıladınız. Bunun için ayrıca çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Lütfettiniz.
MUHABİR: Bildiğiniz gibi siz kamuoyuna mal olmuş bir kişiliğe sahipsiniz. Böylesine kamuoyunun sizin birinci ağızdan sizden öğrenmek istediği bazı konular var. Ben bu konulara da değineceğim. Ama öncelikle biz Muharrem ayı içerisinde olmamız hasebiyle Türkiye’de her zaman kaşınan bir Alevi-Sünni meselesi var. Bu mesele bazı çıkar gruplarını bilinçli yada bilinçsiz olarak her seferinde kaşınarak bir noktaya geliyor. Biz, Alevi kardeşlerimiz, Sünni kardeşlerimiz ne zaman birlikte beraberce hareket edebileceğiz. Bunun ayrışma sebepleri nelerdir sizce?
ADNAN OKTAR: Zaten birlikte ve beraberiz. Bunları söyleyen insanlarla hiç muhatap olmamak lazım. Aleviler Allah’ın Arslanları, çok sevdiğimiz canımız kardeşlerimiz. Çok cesur ve yiğittir aleviler. Sabırlıdırlar, güvenilirdirler bütün bizim milletimiz gibi. Böyle bir konu hiçbir şekilde olmamıştır ve olmazda. Kaale almamak gerekir, 3-5 kişinin ortaya çıkıp bir şeyler söylemesi önemli değildir. Bunlar zaten dinle İslam’la alakası olmayan insanlar. Aleviler, son derece dindar Allah’ı çok seven, Peygamberi seven ve Onun Al-i Beytine derin muhabbet duyan. Al-i Beyt aşığı, Hz. Ali aşığı di mi Hz. Hasan, Hz. Hüseyin aşığı.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: O coşkuyu yaşıyan, Mehdiye muhabbet duyan, gelişini hasretle bekleyen güzel insanlarımız, canımız kardeşlerimiz. Hiçbir sorun yok, o Türkiye’nin, İslam Aleminin bir güzelliğidir Alevi kardeşlerimiz. Hiçbir sorun yok, hiç kaale almayın, inşaAllah.
MUHABİR: Kesinlikle. Bizde sizin fikirlerinize, düşüncelerinize katılıyoruz bu konuda. Ama ne yazık ki bu ikide bir kaşınıyor. Zaten sizin de malum aliniz bildiğiniz gibi Muharrem ayı yılbaşına rast geldi bu sene.
ADNAN OKTAR: Rast geldi.
MUHABİR: Rast geldi. Bu, bir önemi vardır herhalde, daha önce de Ramazan Bayramı gelmişti, daha önce Kurban Bayramı gelmişti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUHABİR: Dolayısıyla bunun ayrı bir önemi var mı? Yani, yılbaşına bu ayların, bu günlerin, bu mübarek günlerin gelmesi?
ADNAN OKTAR: Her Muharrem çok önemlidir. Mehdi’nin zuhuru da Muharrem ayında olacaktır inşaAllah. Muharrem çok mübarek ve çok önemli bir aydır. Mübarek Hz. Hüseyin’imizi de biliyorsunuz şehit ettikleri vakittir. Muharrem, tabii bütün Müslümanlarca değerli ve kutsaldır. Hepimiz için çok önemlidir. Benim aklıma Muharrem denince, o mübarek güzel kuzunun şehit edilmesi aklıma gelir, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi aklıma gelir. O’nun çektiği çile, sıkıntı aklıma gelir, çektiği acılar aklıma gelir. Tabii ben de Al-i Beyt’ten olduğum için Seyit olduğum için çok seviyorum, her Müslüman kardeşimiz gibi, Müslüman olduğum için. Peygamberimizin güzel torunu olduğu için. Peygamberimize çok benziyordu o, biliyorsunuz. Çok nurlu ve efendiydi, çok asil ve çok terbiyeliydi. Allah işte o zalimlere, o alçaklara o imkanı verdi ama onu da bize şehit olarak nasip etti. Şehitler kervanına girdi, ne mutlu ona maşaAllah.
MUHABİR: Belki bizimde oradan çıkaracağımız bir sürü önemli şeyler vardır. İnşaAllah bunu da hep beraber çıkarırız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
MUHABİR: Efendim biz, sizinle yaptığımız Ekin Televizyonu olarak ikinci programımız. Dolayısıyla daha önce sorduğumuz soruları tekrar sorarak vakit kaybetmekten ziyade size daha yeni, daha değişik sorular sormayı düşünüyoruz. Mesela siz halka mal olmuş bir kişisiniz, dünya kamuoyu tarafından tanınıyorsunuz. Çeşitli yerlerde kitaplarınız basıldı 300’ün üzerinde bir kitap sayınız var.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
MUHABİR: Bunların büyük bir çoğunluğu yabancı dillere çevrildi. Yabancı yerlere gönderildi. Masonlukla ilgili bir kitabınız var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ben zaten sizin iki kitabınızdan sizi çok iyi hatırlıyorum. Bir, Darwin teorisine karşı çıkan kitaplarınız bir de Masonlarla ilgili kitaplarınız. Zaten sizi ön plana çıkaran iki kitaptan ikisi de buydu.
Şimdi böyle bir kişiliği halk birinci ağızdan tanımak istiyor. Adnan Oktar, kimdir, nereden gelmiştir, ne iş yapar, neyle geçinir, evli midir, bekar mıdır, evlenmediyse neden evlenmemiştir, evlendiyse nerede yaşıyordur? Bunları birinci ağızdan sizden duyarsak ne anlatırsınız Adnan Oktar deyince?
ADNAN OKTAR: Evet. Keremullahu veccah Hz. Ali, Allah’ın Arslanı’nın oğlu olan Hasan var biliyorsunuz, Hz. Hasan. Onun soyundan geliyoruz biz, inşaAllah. İlk ceddimiz Kafkasya’ya göç etmişler bu şiddet ve saldırıdan dolayı. Sonra da o Komünist ayaklanma süresinde Müslümanlara da baskı şiddetli olduğu için oradan da buraya Türkiye’ye geldiler inşaAllah. Biz de Bala’ya yerleştik, Bala’dan da Ankara’ya geldik inşaAllah. 1956 yılında, 2 Şubat’ta Ankara’da doğdum. İlk, orta, lise eğitimimin hepsini orada bitirdim. Ondan sonra oradan İstanbul’a 1979 yılında Akademiyi kazanınca, Allah kaderimizi öyle yazmış.Buraya geldik. Bu güzel memlekete, bu güzel şehrimize geldik. 79’dan 83 yılına kadar, 83’te İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girdim.
MUHABİR: Evet efendim.
ADNAN OKTAR: Orada tabii, biraz gergin bir ortam vardı. Marksistler faaliyetler daha yoğundu daha gergindi, biliyorsunuz.
MUHABİR: Evet efendim hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Pek okuma imkanım olmadı, bende kitap, dergi, CD çok da hayırlı oldu. Onlara ağırlık verdim. Geçim olarak işte ufak tefek şeyler yapıyorum, geçimimi karşılayacak kadar. Hem de bana çok danışır arkadaşlarım ticaretle ilgili olarak, onlara fikir veriyorum, düşüncelerimi dile getiriyorum. Çok da istifadeleri oluyor, ama benim şahsi öyle çok da ciddi bir harcamam olmuyor. Ben nadir evden çıkarım, çıktığımda da biraz çarşı-pazar geziyorum. Esnafı görmek, onlarla biraz hasbihal etmek çok hoşuma gidiyor, onların gönüllerini alacak şeklide muhabbet etmek.
MUHABİR: Gönül dostusunuz yani.
ADNAN OKTAR: Evet. O şekilde göre dönüp evde yine kitap faaliyetlerimize devam ediyoruz.
MUHABİR: Evet, efendim yaşamınızı nasıl devam ettiriyorsunuz, evli misiniz, bekar mısınız, evlendiniz mi hiç?
ADNAN OKTAR: Bekarım, bekarım. Bekar’da kalacağız herhalde böyle bir süre daha.
MUHABİR: Evliliği düşünmüyor musunuz, düşünmüyorsanız neden düşünmüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Müslümanlar, benim milletim çok zor durumda. Ben bunu görüyorum, yani Filistin’de kan akıyor, Türkiye’de PKK sorunu var. Bütün insanlarımız zor durumdular, yani ben böyle bir durumda bütün dikkatimi İslam’a, Kuran’a, İslama hizmete ayırmak istiyorum. Yani, aksini vicdanıma yediremiyorum, yapamıyorum öyle bir şey. Vicdanen kabul edemiyorum. Sanki benim her dakikamı her saniyemi böyle kullanmam gerekiyor gibi bir his var içimde. Çünkü, Allah’a çok şükür hakikaten yetenekliyim, Allah’ın vergisi. Güzel anlatabiliyorum, güzel izah edebiliyorum, güzel kitap yazabiliyorum, konuları güzel bağlayabiliyorum, Allah ilham ediyor, nasip ediyor. Böyle imkanlar varken evlilik benim için biraz zor. Çünkü çok vakit ayırmam gerekir. Ben çok vicdanlı bir insanım, o çocukları gezdirmem gerekir, hanımı gezdirmem lazım, onlara çok iyi bakmam lazım. Değil mi onlara çok ciddi vakit ayrılması gerekir. Kadınlar çiçek gibi.
MUHABİR : Ama şunu da tavsiye ediyorsunuz sizler ne kadar evlenmediyseniz de; evlenmeniz sizin yapacağınız bazı sosyal faaliyetleri etkileyeceğini düşünseniz de, gençlerin evlenmesini tavsiye ediyorsunuzdur. Çoluk çocuk yapmalarını tavsiye ediyorsunuzdur sanıyorum, Müslüman evladına.
ADNAN OKTAR: Biz tabii ümmetimizin çokluğuyla övüneceğiz.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz evlenin diyor, tabii ki evleneceğiz. Ama, böyle istisnai vakalarda ahir zamanda var, ruhsatta var, onunla ilgili bir hadis de var. Biz de ona uyuyoruz.
MUHABİR: Evet efendim, tabii yalan yanlış bilgilerle bu konuda insanlar bilgileneceğine, birinci ağızdan öğrenirse iyi olur diye ben bu soruyu yönelttim size. Efendim, bildiğiniz gibi Ortadoğu kaynıyor ve orada gerçekten çok büyük bir zulüm var. Orantısız bir güçle, teknolojinin son silah sistemiyle silahsız insanlara saldırılıyor. Askeri hedeflere saldırıyoruz diyorlar ama işte televizyonlardan, gazetelerden duyduğumuz, gördüğümüz haberler %30 - %40 nispetinde sivil kesim can veriyor orada. Bebekler can veriyor. Bu, İsrail’in yaptığı, Amerika’nın Ortadoğu projesiyle bağlantılı bir faaliyet mi?
ADNAN OKTAR: İsrail, Amerika’daki dünya devleti’nin emrinde olan, onlardan çekinen bir sistem. Yani, ateistlerin hakim olduğu, ateist Siyonistlerin hakim olduğu bir sistem. İsrail kendi başına bu kararları almıyor. Amerika’nın, İngiltere’nin böyle birçok büyük ülkenin, Fransa’nın da içinde bulunduğu bir dünya hükümeti var. Yaklaşık 10 kişilik bir kadro bu. Bunların başında böyle Firavun tıynetli, Nemrut tıynetli bir adam her zaman bulunur. Fakat bu ahir zamanda olana biz, Deccal diyoruz. Benim gördüğüm Deccal zuhur etti, yani epey den beri görevde bu. 2000 yılından itibaren göreve başladı.
MUHABİR: Deccal ne yapar efendim, yani orayı kısaca isterseniz, Deccal dünyada ne iş yapar, ne yapar?
ADNAN OKTAR: Deccal, dünyada bütün dinleri yok etmeyi amaçlayan bir insan ve sistem. Ama, asıl olarak sistem; o sistemin başına geçen bir şahıs oluyor. Her zaman bir şahıs geçer. Ama bu sefer ki biraz daha azgın, daha gözü dönmüş, daha kararlı ve daha organize. Bu kan dökmeler, bu olaylar, bunlar devam eder. Bu, Masonluğun organize ettiği bir sistemdir. Masonluk, biliyorsunuz çok gizli, gizemli, karanlık bir örgütlenmedir. Bunlara bağlı birçok böyle yan karanlık örgütler vardır. Hatta Amerika’da aşağı yukarı birkaç milyon Mason olduğunu da biliyoruz. Fransa’da da öyledir, milyon hesabıyladır. Bu kişilerde böyle genellikle zavallıdır, ama asıl bunların üstünde ‘Bilge İnsanlar’ adı altında topluluk oluşturuyorlar. Bu, 10 kişinin altında bunların 300 kişilik daha büyük bir yapılanması var. Yani, bu devletlerin içerisinde önemli kilit noktada olan insanlardan oluyor. Bazen, büyük ünlü sanayicilerden, büyük sermayedarlardan oluşuyor. Böyle büyük bir yapılanma var, bunların emrini yerine getiriyorlar. Mesela orada bir, Filistin’de kan dökülmesi ve silah denenmesi gerekiyor ve yahut bazı silahların orada gücünü kontrol etmek istiyorlar. Ama asıl istedikleri Müslüman kanı dökülmesi ve Müslümanları dehşete düşürmek, kan dökmektir. Bu sistem, bir tek Müslümanlığa değil, Museviliğe de karşı Hıristiyanlığa da karşı. Yani, tamamını ortadan kaldırmak istiyorlar.
MUHABİR: Evet efendim, bu gerçekten çok korkunç bir şey. Şimdi Amerika’ya bakıyorsunuz, ABD iki tane vatandaşı öldürüldü diye bir ülkeye savaş açabiliyor. Ama, Irak’a giriyor, Irak’ta ki milyonlarca insanı yok edebiliyor. Bu Irak konusunda ben bir açılım yapmak istiyorum; Irak’ın işgal edilmesi, ahir zaman alametleriyle alakalı bir olay mıdır? Bunu kısaca bir geçersek, belki ilerde bir daha hatırlamayabilirim bu soruyu. Dinar’ın yok olması, Bağdat’ın parasının geçersiz sayılması, bu konuda ki düşünceleriniz nelerdir?
ADNAN OKTAR: Peygamber efendimiz (s.a.v.) o kadar detaylı anlatmış ki bu ahir zamanda olacak olayları. Filistin bölgesinde olacak olayları da anlatmış. Orada kan döküleceği, Müslümanların kanının oluk gibi akacağı, böyle fitneler çıkacağını söylüyor Allah Resulü, bizlere anlatmış bunu. Fakat Müslümanları üzerinde durmadığı bir konu var. Bu konunun çözümünü Allah bizlere Kuran’da çok fazla ayetle göstertmiş. Müslüman’ların birlik olması lazım.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah diyor ki, Şeytan’dan Allah’a sığınırım: ”Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edenleri Allah sever” diyor. “Haklarına tecavüz edildiğinde el birlik karşı koyarlar” diyor. Peki, bu ayetler uygulanmazsa, ki çok fazla ayet var. Ve bunlar önemli görülmezse, bu belanın devam edeceğini de ve bu tip olayların devam edeceğini de Müslümanların kabul etmesi gerekir. Ve bu gittikçe tırmanarak gelişir. Bunun çözümü Türk İslam Birliği’dir ve Türk İslam Birliği düşüncesi içerisinde kilitlenmektir, Mehdi’yi beklemektir, Mehdi’nin zuhurunu istemektir, Mehdi’yi aramaktır. Mehdi’yi aramazsa insanlar, Mehdi’nin zuhurunu beklemezlerse, Mehdi aşkı olmazsa çünkü Mehdi müjdelenmiş, geleceği belirtiliyor, ama bana ne derse, eğer insanlar Allah’ı unutursa, Allah da o insanları unutur.
MUHABİR: Mehdi ne yapacak dünyada?
ADNAN OKTAR: Mehdi, bütün Müslümanların birliğini ve beraberliğini sağlayacak. Hıristiyanlara ve Musevilere de yapılan zulmü de ortadan kaldıracak. Çünkü bu sistem, yani dünya devleti, gizli dünya devleti, derin dünya devleti Musevilere ve Hıristiyanlara da karşı, gerçek dindar Hıristiyanların ezildiğinden insanların haberi yok. Yani, onları feci şekilde eziyorlar, gerçek Musevileri perişan ediyorlar. Gerçek dindar Musevileri. Sefillik içerisinde, perişanlık içerisinde yaşıyor bu insanlar, bunlardan kimsenin haberi yok. Zannediyorlar ki orada Museviler yapıyor, Museviler yapmıyor. Bunlar zaten Allah’a dine inanmıyor bunu yapanlar. Ve İsrail hükümeti de dünya devletinin emrinde olan bir silahtır, bir güçtür. Onların bir kamçısı gibi bir şeydir.
MUHABİR: Kesinlikle
ADNAN OKTAR: Onun için Müslümanların Mehdi’yi araması, onun etrafında toparlanmaları, onun sevgi çemberi içerisinde, muhabbet çemberi içerisinde hareket etmeleri gerekir. Mehdiye biat da, Mehdiye bağlılık da, yani kalbi biatle olur, muhabbetle, sevgiyle bağlanmada, Allah özel güç ve kuvvet vereceğini belirtiyor. Müslümanların buna güvenmesi lazım, Allah’a güvenmeleri lazım, Allah çözümünü söylemiş. Hz. İsa’nın inişi ehemmiyetsiz görülürse, Mehdi’nin zuhuru ehemmiyetsiz görülürse, bunlar böyle devam eder. Bunların çok önemli görülmesi lazım.
MUHABİR: Kesinlikle. Şimdi efendim benim aslında şu anda Amerika’nın İsrail’deki şiddete bakış açısı, Almanya’nın bakış açısı, Fransa’nın bakış açısı beni çok fazla ilgilendirmiyor. Çünkü ben, onların biliyorum ki bakış açıları böyle. Ama Müslüman ülkelerin bakış açısı kanımı donduruyor. İşte, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, dört tane Müslüman ülkesine gitti dolaştı bu konuda ama bir netice çıkmadı. Doğru dürüst bir netice alamadı. Ve Müslüman ülkeler nedense bir araya gelemiyor. Sizin çok üzerinde durduğunuzu, hassasiyetle üzerinde durduğunuzu bildiğim bir konu. Türk İslam Birliği, ve diyorsunuz ki Türk İslam Birliği’nin liderliğini de Türkiye yapmalı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
MUHABİR: Ve bu konuda ki düşüncelerinizi de biliyorum. Bu birliktelik sağlanabilir mi, yani İslam ülkeleri arasında böyle bir ayrışım varken orada bir zulüme duyarsız kalınırken bu birlik nasıl sağlanacak?
ADNAN OKTAR: Bu, daha yeni gündeme gelmeye başladı. Mesela ben, Filistin’le ilgili toplantılar yapıldığını görüyorum televizyonda. Mesela, ben büyük bir pankart bekliyorum, koskocaman bezden yapılmış bir pankart. “Çözüm Türk İslam Birliği, hemen birleşelim. Ne duruyoruz, hepimiz kardeşiz, niye birleşmiyoruz?” bu dua mahiyetinde olur. Onu yazmak Allah’a karşı bir duadır, Allah bu duayı kabul eder. Bu duanın yapılması lazım her yerde Türk İslam Birliği istenmesi lazım. “Yarabbi, bizim bu bölünmüşlüğümüzü kaldır, bizi birleştir, Hz. Mehdiyi bize buldur, Hz. İsa’yı nüzul ettir, bizleri birbirimizden ayırma” şeklinde dua etmeleri lazım. Ve bunu yazılarla da, pankartlarla da, sloganlarla da ifade edebilirler tabii legal olarak yapılan, hükümetten izin alınarak yapılan toplantıları kastediyorum, illegal toplantılar olmaz tabii. Bu yapıldığında bakın göreceksiniz, mucize meydana gelecek. Allah bütün İslam Alemini bir araya getirecektir. Yani, bunu “Olmaz, olmaz” dedirten şeytandır.
MUHABİR: Siz Türk İslam Birliği bir gün mutlaka zuhur edecek mi diyorsunuz? Yani, gerçekleşecek mi bu?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu bu 10 yıl içinde bu mutlaka olacak bunu söylüyeyim. Yani, isteseler de istemeseler de olacak bu. Yani, bu çektiğimiz videolar, yaptığımız bu konuşmalar zaten bant olarak duruyor. Allah ömür verirse, 10 yıl sonra bakın beraber izleyelim aynısı olacak. Aynısı olacak.
MUHABİR: Beni çok heyecanlandırıyor, yani hakikaten Türk İslam Birliği’nin oluşmasını sağlamak çok heyecanlandırıyor beni. Ben, bu şeyinizden gerçekten çok heyecanlandım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: En heyecanlandığım konuda bu. Çünkü bakıyorum işte Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Türkmenistan artık farklı farklı yörüngedeler. Bunlar kendi aralarında bile şu anda sıkıntı içerisindeler, anlaşamıyorlar.
ADNAN OKTAR: Daha yeni teklif etti Kazakistan, yine söylüyor Türkiye’yle birleşelim diyorlar. Azerbaycan yalvarıyor, Irak sürekli söylüyor, Suriye ısrarla talebi var. Yani, Beşir Esad’a şimdi söyleyin hemen kabul eder. Yani, Suriye gençliği tamamen bu kafada, bu düşüncedeler. Bunu reddeden kimse yok, bayram ederler. Ermenistan yalvarıyor, çok çok istiyorlar birleşmeyi.
MUHABİR: Hocam, bunlar çok önemli şeyler.
ADNAN OKTAR: Ama işte bunun gündeme gelmesi gerekiyor. Ben, mesela, ‘Kahrolsun İsrail’, yani bu slogan mı şimdi? Kahrolsun İsrail, İsrail’de Müslümanlar var, Hıristiyanlar var, dindar Museviler var. Toptan hepsine kahrolsun denir mi?
MUHABİR: Denmez.
ADNAN OKTAR: Bizim diyeceğimiz, ‘Yarabbi zalimler kahrolsun’ değil mi ‘Ateist Siyonistlerin yaptığı zulmü durdur Yarabbi; bu zulmü onlara çevir Yarabbi, onlara hidayet nasip et’ diyebiliriz. Ama ‘Kahrolsun İsrail’ olmaz. ‘Türk İslam Birliği’ni Yarabbi bir an önce meydana getir; hemen Türk İslam Birliğini oluştur, biz hazırız Yarabbi’ derse Müslümanlar bunun olduğunu görecekler. Israrla bu duayı yapsınlar ve bunun sloganlarını, pankartlarını ben her yerde göreyim. inşaAllah.
MUHABİR: Kesinlikle, bir de bu konu çok önemli. Çünkü, Türkiye’nin de gündeminde dünyanın da şu anda gündemine oturdu bu noktada. Önemli olduğu için ben bir konuya da değinmek istiyorum ve buradan çıkmak istiyorum. Geçenlerde bir televizyon kanalında açık oturumda, Filistin’in sanki bu zulmü hak ettiğini ima eder bir yapıda düşünür vardı. İşte toprağını sattı, onları oraya getirdi falan diye. Böyle Filistin, İsrail’in yerleşmesinde önceden bir öncü oldu mu yardımcı oldu mu onlara ki Filistin’in başına gelenlerin doğru olduğunu söylüyor?
ADNAN OKTAR: İsrail oraya zaten yerleşsin, İsrail’in biz orada olmasından rahatsız değiliz. Oradaki dindar kardeşlerimiz bizim kardeşimiz. Biz oradaki dünya hükümetine, derin dünya hükümetine bağlı, Masonluğa bağlı gözü dönmüş, ateist Siyonistler var, kan dökücü zalimler var. Biz bunlara karşıyız. Oradaki dindar Musevilerle birleşelim, dindar Hıristiyanlarla birleşelim, oradaki hükümeti alaşağı indirelim aşağı. Yani, seçimle de olur bu, protesto gösterileri de olur bu. Ama asıl tabi seçimle olur.
MUHABİR: Beni şu ana kadar en çok heyecanlandıran da Türk İslam Birliği’nin yakın bir zamanda zuhur edeceğini söylemeniz. Ben buna çok heyecanlandım.
ADNAN OKTAR: Protesto da çok önemlidir. Onların güçsüz olduğunu göstertir o protesto. Ama tabii legal protestolar olması lazım.
MUHABİR: Evet efendim. Bildiğiniz gibi Türkiye’de son 20-25 yıldır hatta 30 yıldır bir PKK terörü var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Bu terörü ne yaptıysak durduramadık, şehitler verdik, insanlar öldü. Türkiye ekonomisi bu konuda gerçekten çok zor durumlara düştü. Teröre harcadığı paralar dolayısıyla. Bu PKK terörünün Ergenekon’la bir bağlantısı var mıdır? Ergenekon’la PKK terörünün bir ilişkisi var mıdır? Bu konuda ne öngörürsünüz, ne düşünürsünüz?
ADNAN OKTAR: Ergenekon terör örgütü çok eski bir yapılanmadır. 150-160 yıllık hatta 170 yıllık bir yapılanmadır. Lamarck’ın dönemine taa rast gelir. Yani, ilk Darwinist düşüncelerin ortaya atıldığı döneme rast gelir; II.Mahmut dönemine rast gelir. O devirde biliyorsunuz birçok Müslüman haksız yere, suçsuz yere öldürüldü sessiz sedasız. Ve bunu o zamanki Derin Devlet yapıyordu ve kimsede bir şey diyemiyordu ve bu çalkantılarla Osmanlı’yı sonunda yıktılar biliyorsunuz. Abdülhamit’i tahttan indirdiler, İttihat Terakki tamamen Ergenekoncuların kontrolündeydi, aşağı yukarı, yani büyük bir çoğunluğu. Ve günümüze kadar bir çok insanımızı öldürerek o, devirden kalma o geleneği sürdürdüler. Yani, o bir gelenektir adam öldürmek Ergenekonda. Ergenekon Masonlukla bağlantılı bir örgüttür, yani Masonluğun kurduğu bir örgüttür. Ergenekon’un kurduğu örgütte PKK’dır, PKK terör örgütüdür. PKK terör örgütü Ergenekonsuz yapamaz, Ergenekon’da PKK’sız yapamaz.
MUHABİR: Bu gerçekten çok önemli bir şey, yani PKK’yla Ergenekon terör örgütünün bir bağlantısının olduğunu söylüyorsunuz. O zaman şu anda Ergenekon terör örgütü Hükümetin hikayeden bir icraatidir. Yoksa böyle bir şey yok yoktur, onlar aklanacak sözü, o zaman havada kalıyor. Gerçekten hükümette yada şu anda ki savcılar, hakimler doğru yolda diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Ergenekon terör örgütünün şu andaki şımarıklığının nedeni henüz Ergenekon’un hukuk kanadına, yargı kanadına bir operasyon yapılmadı. Ve burada bunların müthiş bir yapılanması var, yani bu yılların yapılanması. Çok yıllar içerisinde çok güçlü bir yapılanma meydana getirdiler. Bunun üzerine gidilmesi gerekiyor. Tabii bu riskli bir operasyondur fakat en önemli operasyon budur. Bu operasyonun yapılması için milletimizin canı gönülden hükümete, mahkemelere, savcılıklara, polise çok destek olması gerekir. Ellerindeki her türlü bilgiyi, duydukları her türlü bilgiyi aktarmaları gerekir; ki hem yargının eli güçlensin hem savcıların hem karakolların, polisin eli güçlensin, mesele budur. Bu operasyon yapıldığında müthiş bir ferahlık olacaktır.
MUHABİR: Ergenekon terör örgütünün bu yargılamasından bir neticeye varılabilir mi?
ADNAN OKTAR: Eğer bu dediğim operasyon yapılırsa neticeye varılır. Yani, bu operasyon çok önemli. Yani, yargı kanadında ki, hukuk kanadında ki operasyon çok önemli. Eğer bu yapılamazsa bu tehlikeli olabilir. Hiç ummadığımız şeyler olabilir.
MUHABİR: Evet. Efendim biraz önce Türk İslam Birliği’nden bahsederken, benim aklıma Türk İslam Birliğinin tam orta yerinde de Ermenistan var.
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Ermenistan’da bizim komşumuz. Ve hala Türkiye’de Ermeni vatandaşlarımız var. Biz onlarla şu anda hiç bir sorun yaşamadan yaşayıp gidiyoruz. Ama tarihte olmuş, aslının gerçekten tarihçilerin yanıtlayabileceği bazılarından bahsediliyor, zikrediliyor. Ve bu konuda da bir grup aydınımız Ermenistan’dan bir özür kampanyası adı altında bir kampanya başlattılar. Siz bunu doğru buluyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Özür dilenecek hiçbir şey yok, yani ne bizim onlardan özür dileyeceğimiz bir konu var, ne onların bizden, karşılıklı özür dilenecek bir konu yok. Böyle şeyleri böyle sürüncemeye sokmak, karmaşık hale getirmek bu şeytanın oyunu. Ermeniler adı üstünde Millet-i Sadıka’dır ve yüzyıllarca beraber yaşadığımız canımız ciğerimiz kardeşlerimiz. Bize canı gönülden severek, aşkla, muhabbetle hizmet etmişlerdir. Birçok Ermeni paşamız oldu bizim, bilim adamlarımız oldu, sanatçılarımız oldu, onlar bizim kardeşlerimiz. Birçok insanımızın da zaten soyu Ermenilerden geliyor. Hali hazırda çok fazla Ermeni kardeşimiz gelip burada çalışıyorlar.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Onlar bizim canımız. Ve karşılıklı bizim bir öfkemiz yok, Müslümanlarda mühim bir özellik vardır; affedicidir, şefkatlidir Müslümanlar. Ne onların bizden ne bizim onlardan özür dileyeceğimiz bir konu olmadığı için tek istenen şey, sınırımızın açılmasıdır. Ermenistan’la bizim sınırımızı açsınlar biz kardeşlerimizle kucaklaşalım, işimize gücümüze bakalım biz.
MUHABİR: Sanki Türkiye’de de Ermenistan’da olduğu gibi, Türkiye’de de bu Ermeni-Türk ilişkisinin diyalogu’nun sağlanmamasını isteyenler var. Sanki, bu diyalogun sağlanırsa bazılarının bir şeyler kaybedeceğiymiş gibi bir izlenim var. İşte, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün Ermenistan’ı ziyareti, Ermenistan Cumhurbaşkanının yakında Türkiye’yi ziyaretiyle yumuşayan bir bahar havasına bürünen o havayı sanki, işte böyle şeylerle bozmak isteyenler varmış gibi bir izlenim.
ADNAN OKTAR: Masonluk, böyle bir konudan çok rahatsız oldu, kanlarına dokundu daha Türkçesi. Masonluk, hem Faşist hem de Komünist kafadadır, ruhtadır. Kan dökülmesinden, mücadeleden ve kaos tabir ediyor onlar, ondan bir şeyler umarlar. Kaosun mükemmellik yaratacağına inanıyor onlar. Kendi inançlarına göre kaos, İslam’da kaos yoktur, fakat onların inancında kaos düşüncesi vardır. Yani, kargaşa ve kan dökülmesinden güzellik çıkar, mükemmellik çıkar inancında oluyorlar. Onun için bizi birbirimize düşürmeye kalktılar. Ve bütün bu oyunlar, Ermenilerle bizim milletimiz arasındaki gösterilen o suni anlaşmazlık görüntüleri tamamen bir oyundur ve Masonların ince ince organizesi sonucunda oluşuyor bunlar. Bunların hiçbirine aldanmamak lazım, hiç biriyle muhatap olmamak lazım, kaale de almamak lazım. Biz doğru yolumuza devam edelim. Ben, Allah’a çok şükür bu konuyu gündeme getirdikten sonra; biz bu konuyu iyice ele aldıktan sonra hükümetinde çok candan bir atağı oldu, çok güzel oldu. Ama hükümete bu konuda destek gerekir, buna devam edilmesi gerekiyor. Çok da güzel gidiyor, hiç tereddüt etmemek lazım. Bir de sorunu sıfır saymak çok önemlidir, bu çok kızdırır Masonları. Yok diyeceksiniz, biz Ermenileri seviyoruz, kardeşiz biz ve hiçbir anlaşmazlığımız da yok. Mesela, onlar ne güzel bir jest yaptılar. Onların biliyorsunuz bir soykırım anıtları var. Yani, intikam anıtı gibi bir şey. Cumhurbaşkanımız oraya gidince, onlar ışığını söndürdüler o anıtın. Bu ne demektir? Biz bunun lüzumsuz olduğunu biliyoruz; ışığı sönmüş bir şey yok demektir. Yani, biz bunu kaldıracağız demektir.
MUHABİR: Evet.
ADNAN OKTAR: O anıtı yaptıranlarda oyunun içinde olan insanlar. Yani, o kini devam ettirmek için yapıyorlar onu. Bakın, gene de feraset ve basiretle o mazlum millet, o temiz millet bunu görmüş ki, oranın ışığını söndürmüşler, nezaketi ve güzelliği orada da uygulamışlar. Biz sınırlarımızı açtığımızda, onlar buldozerle orayı yerle bir eder, öyle bir konuda olmaz. Bu konuyu bir daha kimsede gündeme de getirmez.
MUHABİR: Bu imza kampanyası, bu bahar havasına sizce zarar mı verir?
ADNAN OKTAR: Tabi. Bu çok garip çok şüpheli, kuşkulu bir tavır bu. Ve tamamen gereksiz neyin özrünü diliyorsun, ne varda neyin özrünü diliyorsun?
MUHABİR: Tarihte olmuş, orada kalmış.
ADNAN OKTAR: Görmediğin, bilmediğin olaylar. O devirde dedenin dedesi bile görmemiş olabilir artık değil mi?. Yani, ne alakası var. inşaAllah.
MUHABİR: Hocam bir de şey var, bu tarihe değinmişken, şimdi sanki biz 1923’den sonra, bu dünyaya zuhur ettik geldik Türk olarak. Ondan öncemiz yok, yani Osmanlı’yı komple bir red var Türkiye’de, bazı kesimlerde. Halbuki Osmanlı 600 yıl dünyaya hükmetmiş ve medeniyet götürmüş gittiği yerler. Çünkü, Osmanlı’nın çekildiği topraklara bakıyoruz; işte, Balkanlar karıştı, insanlar birbirini öldürdü, soykırıma kadar varacak olaylar oldu. İşte Ortadoğu, Osmanlı çekildikten sonra orada hala kan durmuyor devam ediyor. Dolayısıyla bu Osmanlı’yı reddedişi neye bağlıyorsunuz, niçin insanlar Osmanlı’yı reddetme seçimlerini kullandı?
ADNAN OKTAR: İşte bu, gizli dünya devletinin bir marifetidir Osmanlı’yı yıkmak. Çünkü bütün dinleri ortadan kaldırma düşüncesi olduğu için Osmanlı zaten dinin muhafızı bir yapı içerisindeydi biliyorsunuz. İslam’ın sancaktarı olan bir yapı vardı. Onu kaldırınca İslam’a saldırmak daha kolaylaştı ve Müslümanları ezmek daha kolaylaştı. Osmanlı gidince, böl parçala yut politikası gündeme girdi. Osmanlı döneminde sıkı mı böyle bir olay olsun. Yani, bir meydan okuma olsun, Filistin’de ciddi bir kıyım olsun o şekilde. Yani, tahayyül dahi edemezlerdi, tahayyül, değil yapmak tahayyül dahi edemezlerdi. Ama Türk İslam Birliği’nde de aynı şey olur; ne PKK böyle bir pervasızlık yapabilir ne de Filistin’de öyle bir kan akıtabilirler. Bakın söylüyorum, normalde tahayyül dahi edemezler ama es kaza yapsalar bile en fazla 24 saat sürer bu olayın düzelmesi, en fazla 24 saat sürer. PKK sorunu da en abartılı 48 saattir, en normal makulu 24 saattir. Derhal biter. Çünkü, Türk İslam Birliğini oluşturacak yapı, milyarın üzerinde bir ordu demektir. Akıl almaz bir askeri güç, akıl almaz bir toplum gücü, akıl almaz bir sosyal güç olmuş oluyor. Ve bir sevgi gücü ve muhabbet gücü olmuş oluyor, akıl ve mantık gücü olmuş oluyor. Bunun karşısında hiçbir güç duramaz.
MUHABİR: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Tabi. Bizim Güneydoğu’daki halkımız çok mübarek çok muhterem insanlar, çok da dindardır Güneydoğu halkı. Bizim bütün milletimiz gibi çok dindardır. Böyle, ciğerlidirler yani halk tabiriyle. Çok sevecen insanlardır. Başlarına bela oldu onlar, onların amacı PKK’nın amacı; onların dindarlığını ortadan kaldırmak. Halk çekindi, şimdi camiye gidemiyor. Mesela, oruç tutmaktan çekiniyorlar, Allah demekten çekiniyorlar. Dini kitap okuyamıyor, çünkü PKK her yerde. Her an ihbar edebilirler, işte bunlar Müslüman diyebilirler, şirin gibi gözüküyorlar Müslümanlara ama onlara karşı çok acımasız ve mimleyen bir tavırları var.
MUBAHİR: Evet katılıyorum size. Fakat ben o bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarımızı, Türkiye’nin vatandaşlığını kabul etmiş, bu ülkenin kanunlarına riayet eden, vergisini veren Kürt vatandaşlarımız var, PKK ile bağlantısı olmayan. Fakat bunlar da bir taraftan devlet kıskacı bir taraftan PKK kıskacı arasında. Yani o bölgede yaşamayı kafamdan geçiriyorum da, hakikaten zor bir yaşam orada. Yani, devlete sığındığınız da PKK başınıza biniyor, PKK’ya sığındığınızda devlet başınıza biniyor. İki arada bir deredesiniz, gerçekten çok zor bir durum. Yani, filmler yapıldı bu konularda, seyrediliyor, bakıyoruz, görüyoruz. Anlatılanlar var, oradan gelen insanlar var. Benim, messenger’la tanıştığım oradan aşağı yukarı 50’nin üzerinde o bölgeden insanlar var. Konuşuyorum hepsiyle ayrı ayrı. Çok samimi olarak konuşuyorum, yani, onların da durumu zor. Bunu nasıl ayıracağız, oradaki bu ayrışımı nasıl yapacağız, devlet peki nasıl bir politika izlemeli orada?
ADNAN OKTAR: Bakın, Türk İslam Birliği’nin dışında hiçbir çözümü yoktur. Yani, böyle bir gücün dışında İslam Alemi’nin tamamı ezilir söyleyeyim. Ve yok oluncaya kadarda bu devam eder, Allah esirgesin. Bu, Allah’ın bizden istediğidir. Müslümanlar birlik olacaklar, inananlar birlik olacaklar ve Türkler bu birliğin lideri olmaya hak kazanmış, bu konuda tecrübesi olan, vasıflı, yüksek ahlaklı bir millettir. Bu göreve, bizim milletimiz talip ama bunu hırs haline ve kararlılık haline getirmek lazım. Daha hala ben bu yazıları göremiyorum, bu pankartları göremiyorum, daha bu sözü duyamıyorum. Gürül gürül inlesin, “TÜRK İSLAM BİRLİĞİ KURULSUN” şeklinde yer gök inlesin. Her yer bu pankartlarla dold